İçeriğe geç

Bitkisel hayattakiler duyar mı ?

Bitkisel Hayattakiler Duyar Mı? Bir Hikaye Üzerinden Derin Duygular

Kayseri’deki küçük ama huzurlu evimde, bir akşam üzeri, kafenin köşesinde çalan sakin müzik eşliğinde yazmaya başladım. Ama bu yazıyı yazmaya başlamadan önce, zihnimde sürekli dönüp duran bir soruyu düşünüyordum: Bitkisel hayattakiler duyar mı? Bu soru, sadece bir merak değil; kalbimi derinden etkileyen, içimi kıyısından köşesinden sarstığı bir soruydu. Hep düşünmüşümdür, bitkisel hayatta olan birinin duyduğu şeyler nedir? Biz, onlarla konuştuğumuzda, gerçekten duyarlar mı? Yoksa her şey, sadece birer boşluk ve sessizlikten ibaret midir?

Bunun cevabını bulmak için, bir anıyı paylaşmak istiyorum. Bu yazı, geçmişin derinliklerinden gelen bir soruya, içsel bir yolculukla, bir anlamda cevap bulma çabası olacak. Bazen bir anı, bir soruyu, hayatın karmaşık ilişkilerini anlamamızda bizlere yol gösterir. Bu da böyle bir yazı olacak. Bir soruyla başlayan ama duygusal bir keşfe dönüşen bir hikaye…

Bir Akşam ve İsmail Amca’nın Hali

İsmail Amca’yı hatırlıyorum. Kayseri’nin dar sokaklarından birinde, küçücük bir evde yaşayan, yüzünde yılların biriktirdiği kırışıklıkları taşıyan, ama ruhu hala genç bir adamdı. Ne zaman birini kaybetse, ya da bir şey başına gelse, her zaman derdi ki: “Beni bırakmayın, bana hep konuşun.” O zamanlar, bu sözü sadece yaşlılıkla ilgili, normal bir kaygı gibi düşünmüştüm. Ama yıllar sonra, başıma gelenleri gördükçe, bu sözün derinliğini daha iyi anladım.

Bir gün, İsmail Amca geçirdiği bir rahatsızlık sonucu bitkisel hayata girdi. O zaman, bu sorular kafamı kurcalamaya başladı. Bitkisel hayattakiler duyar mı? Acaba, o komadan çıkmaya çalışan insanlar, etraflarında olup biten her şeyi duyuyorlar mı? Biz onları görünce, onları hissetsek de, gerçekten iletişim kurabiliyorlar mı?

O gün, İsmail Amca’nın odasında otururken, o kadar çok düşündüm ki, kafamın içinde bir fırtına koptu. Herkes sessizdi. Sadece makinaların bip bip sesleri ve odanın köşesinde eski bir saatın tıkırtısı vardı. İsmail Amca’nın ailesi, o an tam bir çaresizlik içindeydi. Hastane koridorlarında gelip gidenler, gözlerinde umutsuz bir bakışla etrafı izliyordu. Bir şeyler değişmişti, değişecekti, ama ne?

Bir gün, ben de o odaya girdim. Annesi, babası ve kardeşleri etrafında, onu izliyorlardı. Evet, o hala yatakta hareketsizdi ama o odada öyle bir hava vardı ki, gerçekten bir umut vardı. Benim içimde ise bir şey kopmuştu. Bitkisel hayattakiler duyar mı? sorusu, o kadar keskin bir şekilde geldi ki, cevap bulamadan odadan çıkamadım.

İsmail Amca’yı izlerken, sanki bir şeylere dokunuyordum ama yine de bir şey hissetmiyordum. O an, sadece kendimle ve İsmail Amca’yla konuştuğumda kalakalacağımı düşündüm. “Beni duyuyor musun?” dedim, tam beklediğim gibi, hiçbir yanıt almadım. Ama belki de, içimdeki ses yine bana cevap veriyordu. Kim bilir?

İçimdeki Kararsızlık ve Bir İhtimal

Ertesi gün, hastanede durduğum yerden, daha önce düşünmediğim bir şey fark ettim. İsmail Amca’nın sol yanında duran karısı, ona sürekli bir şeyler fısıldıyordu. O kadar çok konuştuklarını duyabiliyordum ki. Bir an bile durmuyor, ona mutlaka bir şey anlatmaya çalışıyordu. “Her şey çok güzel olacak, İsmail, seni bekliyorum.” diyor, sonra birkaç dakika sessiz kalıyor, tekrar aynı cümleyi tekrarlıyordu.

Bunu neden bu kadar belirgin şekilde hatırlıyorum? Çünkü o an, kalbimdeki bir his çok derinleşti. “Peki ya duyar mı?” diye sordum kendi kendime. Her gün, saatlerce konuşmalar, nazik eller, her şey ama hiçbir şey değişmiyor gibi… Yine de bir ihtimal vardı. Duyuyor muydu? Bizler, bir kişiye sürekli seslenirken, belki de onu tekrar hayata döndürebilmek için umut arıyorduk. Belki de sesler, gerçek anlamda bir yere varmasa da, o insanın ruhunu biraz daha tutabiliyordu. İçsel bir bağ kuruluyordu. Ama ya duymuyorsa? Ya hiçbir şey yoksa? O zaman işte her şey anlamsızlaşır mıydı?

İçimdeki o boşluk, büyüdü. Ama sonra o odada bir şey hissettim. O odada bulunan herkesin gözlerinde bir umut vardı. Kimse, İsmail Amca’nın hayatını kaybettiğini kabul etmiyordu. Bunu kabul etmek, bir şekilde “ona veda etmek” demekti ve kimse buna hazır değildi. Ama ben, gerçekten merak ediyorum: Bitkisel hayattakiler duyar mı? Yoksa tüm söylediklerimiz, sadece kendi iç huzurumuz için mi? Herkesin bir parçası olarak kalmasını beklediğimiz o insanlar, gerçekten bizleri duyabiliyorlar mı?

Bir Cevap Arayışı ve Bir Umut

Zaman geçti ve maalesef İsmail Amca hayatını kaybetti. Ama o kaybolan saatler, dakikalar, hala beni düşündürüyor. Gerçekten duydular mı? Bir şey hissettiklerini düşünmek, insanın içinde tarifsiz bir huzursuzluk bırakıyor. Odaya girerken annesinin ona fısıldadığı son sözleri duydum: “Sonsuza kadar seni bekleyeceğim. Hadi, git artık…” Bu cümleyi duyduğumda, bir yandan içimde bir umut kıvılcımı yanarken, bir yandan da o sessizliğin ne kadar ağır olduğunu hissettim. Belki de insanlar, sadece duymak istedikleri şeyleri söylerler. Bitkisel hayattakiler duyar mı? Cevap belki de basittir: Duymazlar, ama içimizde onları hissetmek için duyduğumuzu sanırız.

Sonuç olarak, sorunun kesin cevabını bilmem mümkün değil. Ancak, birine fısıldamak, birine sevgiyle konuşmak, onun yanında olmak, belki de gerçekten gereken tek şeydir. Bunu yaparken de, aslında duymadığı şeylerin bile anlamlı olduğunu düşünüyorum. Bitkisel hayattakiler duyar mı? Kim bilir. Ama belki de bazen, birinin yanında olmak ve ona umut vermek, her şeyin anlamı olur.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hipercasino şişli escort
Sitemap
403 Forbidden

403

Forbidden

Access to this resource on the server is denied!